Son KumarEdebiyat

CAN VERUS'UN DEFTERİNDEN

Almila

Bazı insanlar bir hikâyeye değil, insanın bütün hayatına iz bırakır.

Can Verus

Can Verus

Dünyanın sesi kısıldığında, yalnızca o kalmıştı.

İlk Aşık Olduğum An

Her şey 4 Haziran 2022’de başladı. O hastalanmıştı. Annesiyle birlikte onu hastaneye götürdüm. Serum takıldı. O sedyede yatarken, serumun iğnesi onun koluna girerken, acısını sanki ben hissettim. Belki o gün dışarıdan bakıldığında sadece bir iyilik yapmış gibi görünüyordum. Ama içimde başka bir gerçek vardı. Onu tanımak istiyordum. Yanında olmak, onunla konuşmak, ona biraz daha yakın olabilmek istiyordum. Güzel, hoş, dikkatimi çeken bir kızdı. O gün onu hastaneye götürmem biraz da içimde sakladığım bu isteğin parçasıydı. 5 Haziran’da bana teşekkür etmek için mesaj attı. Önce birkaç cümle konuştuk. Sonra o birkaç cümle, günlere yayılan konuşmalara dönüştü. Başta arkadaştık. Bazen buluşur, bir köşede oturur, sigara içer, sohbet ederdik. Onun yanındayken zaman normal akmazdı. Sanki hayat beş kat, on kat daha hızlı geçerdi. Bir saat, birkaç dakika gibi olurdu. Ben de her fırsatta onun yanına gidebilmenin yolunu arardım. Ona aşık olduğumu ilk kez 14 Haziran’da anlamaya başladım. Ama 19 Haziran’da artık anlamakla kalmadım; tutulmuştum. O bunu bilmiyordu. Biz hâlâ arkadaş gibi devam ediyorduk. Ama ben içimde, ona karşı geri dönüşü olmayan bir yere doğru gidiyordum. Bazı anlar vardır; insan o anı yaşarken ne kadar güzel bir anın içinde olduğunu fark etmez. Ancak zaman geçince, dönüp baktığında, hayatının bazı yerlerinin aslında o tek ana bağlı olduğunu anlar. Benim için o an 19 Haziran’dı. Yine bir fırsatını bulup onun yanına gitmiştim. Bir apartman köşesinde oturuyorduk. Sigara içiyor, sohbet ediyor, gülüşüyor, şakalaşıyorduk. O heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatıyordu. Gülüyordu. Gözlerinin içi gülüyordu. Sonra bir anda dünyanın sesi kısılmaya başladı. Ben böyle şeylerin yalnızca filmlerde olduğunu sanırdım. Bir sahneyi daha etkileyici göstermek için yapılan bir şey sanırdım. Ama o gün bunun gerçek olduğunu anladım. Çünkü hiçbir şey duymuyordum. Sanki bütün dünya susmuştu. Gözüm sadece onu görüyordu. Gülüşünü, saçlarını, mimiklerini, gözlerini… O an zaman durmadı belki ama ben zamanın dışına çıktım. Aradan yıllar geçti. Binlerce gün geçti. Ama o an hâlâ gözlerimin önünde. Onu öyle hayat dolu gülerken, öyle güzel bakarken gördüğüm o anı hiç unutmadım. Unutacağımı da sanmıyorum. İnsan bazı insanlara zamanla aşık olmaz. Bazen tek bir anda, bütün zamanını birine teslim eder. Ben Almila’ya o gün öyle teslim oldum.

Bizim Hikâyemiz

28 Haziran’da o artık benim için sadece Almila değildi. Benim Almila’m olmuştu. Bir süre çok güzel bir ilişkimiz oldu. Onu çok seviyordum. O da beni seviyordu. Bazı sevgiler insanın içinde kalmaz; bir şekilde yanında taşımak ister. Ben de onun bir saç telini şeffaf bir kolye ucuna koyup boynuma asmıştım. Belki başkalarına küçük, hatta garip gelebilecek bir şeydi. Ama benim için o saç teli, sevdiğim kadından yanımda taşıdığım sessiz bir parçaydı. Ben onu yalnızca sevmedim; onu hayatımın içine, günlerimin arasına, boynumda taşıdığım bir hatıraya kadar yerleştirdim. 15 Ocak 2023’te askere gidiş tarihim belli oldu. 2 Şubat’ta gidecektim. O tarihe kadar her şey güzeldi. Onu asker eğlenceme götürdüm. Gideceğimi bile bile, içimde hem heyecan hem de onu bırakacak olmanın ağırlığı vardı. 2 Şubat’ta askere gittim. Sonra hayat başka bir yere kırıldı. Bazı ayrılıklar bir anda olur ama etkisi yıllarca sürer. O dönem bizim hikâyemiz yarım kaldı. Söyleyemediğim, anlayamadığım, kabullenemediğim çok şey oldu. Uzun bir zaman sonra yeniden konuşmaya başladık. Aradan geçen zaman ikimizi de değiştirmişti. Yine de bir şekilde birbirimize döndük. Haftalarca süren konuşmalar, kırgınlıkların arasından uzanan cümleler, geçmişin yükü ve yeniden deneme isteği… 1 Kasım 2025’te yeniden sevgili olduk. Bu kez hikâye aynı yerden başlamadı. Çünkü biz de aynı insanlar değildik. Birbirini özleyen iki insan vardı ama o eski hâllerine dönemeyen iki kalp de vardı. Bir süre yeniden sevdik. Sonra ayrılıklar, barışmalar, kırılmalar, susmalar başladı. Bazen konuşuyor, bazen buluşuyor, bazen birbirimize çok yakınken bile sevgili olamıyorduk. Ama bütün bu karmaşanın içinde değişmeyen bir gerçek vardı: Bir dönem, hem yıllar önce hem de yeniden karşılaştığımızda, birbirimize deliler gibi aşıktık. Bunu inkâr etmek, yaşanan her şeyi inkâr etmek olurdu. Almila benim için yalnızca bir isim değildi. Onun gülüşü vardı. Bir şeyi heyecanla anlatırken gözlerinin içinin gülmesi vardı. Bazen siyaha yakın saçları, bazen koyu kızıla dönen hâli vardı. Koyu kahve gözleri vardı. Esmerliğe, buğdaya çalan sıcak bir teni vardı. Küçük detayları vardı. Filtre kahve içerdi. Çaya iki küp şeker atardı. Waffle severdi. Bazı şeylerden hoşlanmaz, bazı şeyleri kendince severdi. Onu Almila yapan şey sadece güzelliği değildi; alışkanlıkları, tavırları, inatları, gülüşü, bakışı, bazen çocuk gibi heyecanlanması, bazen ulaşılmaz gibi susmasıydı. Ben onu sadece güzel olduğu için sevmedim. Ben onun yanında zamanın başka aktığını hissettiğim için sevdim. Bir insanın yanındayken dünya biraz daha hızlı, biraz daha renkli, biraz daha gerçek oluyorsa; insan bazen bunun adını koymakta gecikse de kalbi çoktan kararını vermiş oluyor.

Bu Yazılar Neden Var?

Bu sitedeki yazılar yalnızca bir aşkın ardından yazılmış cümleler değil. Bunlar, içimde yarım kalan bir hikâyenin izleri. Almila’yı sevmek bana yalnızca aşkı öğretmedi. Kaybetmeyi, beklemeyi, kırılmayı, susmayı, özlemeyi ve insanın birine yüklediği anlamdan ayrılmasının ne kadar zor olduğunu da öğretti. Bazen insan sevdiği kişiden değil, onunla kurduğu ihtimalden kopamaz. Ben de belki en çok o ihtimale tutundum. Onunla olsaydım nasıl bir hayatım olurdu, hangi sabahlara birlikte uyanırdık, hangi yollardan geçerdik, hangi yaralarımı onun yanında unutur, hangi hayallerimi onunla büyütürdüm… Bu soruların hepsi bir yerde cevapsız kaldı. Ben de cevap bulamadığım yerlerde yazmaya başladım. Çünkü bazı cümleler unutmak için yazılmaz. Bazıları, insan hatırlarken artık eskisi kadar acımasın diye yazılır.

Keşke Her Şeyi En Başa Alabilsem

Keşke her şeyi en başa alabilsem. 4 Haziran'a, onu hastaneye götürdüğüm o güne; 5 Haziran'da bana attığı ilk mesaja; 19 Haziran'da bir apartman köşesinde gülerken dünyanın sesinin kısıldığı o ana dönebilsem. Keşke aynı kalple ama bugünkü aklımla dönebilsem. Onu yine severdim. Bundan şüphem yok. Ama belki daha doğru severdim. Daha sakin, daha anlayışlı, daha az korkuyla… Çünkü insan bazen çok sevmenin, doğru sevmeye yetmediğini geç anlıyor. Başa dönebilsem kırıldığımda yıkmak yerine anlatmayı, sustuğunda üzerine gitmek yerine beklemeyi, uzaklaştığında kendimi kaybetmemeyi öğrenmiş olurdum. Belki bazı şeyler bu kadar yorulmazdı. Belki biz de birbirimizi severken birbirimize zarar vermeyi öğrenmezdik. Ama insan zamanı geri alamıyor. Ben en başa dönemem. Yine de o ilk günlerdeki temiz duyguyu, onun gözlerinin içi gülerken dünyayı susturan o anı hâlâ içimde taşıyorum. Son Kumar biraz da bunun için var. Geçmişi değiştiremediğim için değil; geçmişteki beni, bugünkü hâlimle anlamaya çalıştığım için.

Son Kumar

Son Kumar, Almila’dan sonra kalan sessizliğin adı. Ben aşkla olan son kumarımı oynadım. Kaybettiğimi sandım. Ama zamanla anladım ki bazı kayıplar insanı yalnızca eksiltmez. Bazen insan, kaybettiği şeyin enkazında kendini bulur. Almila benim hayatımda büyük bir iz bıraktı. O iz bazen acıttı, bazen özletti, bazen susturdu, bazen yazdırdı. Bu yüzden burada yazılan hiçbir şey yalnızca ona yazılmış değil. Bunlar aynı zamanda bana yazılmış cümleler. Severken kim olduğumu, kaybederken neye dönüştüğümü, yeniden ayağa kalkarken kendimi nasıl inşa ettiğimi hatırlatan kayıtlar. Son Kumar bir vedanın sitesi değil. Bir aşkın ardından, insanın kendine dönüşünün defteri.